Ana Sayfa / Hakkımızda / Bültenler / Akneyi (Acne Vulgaris) Modern Beslenme Tarzı Tetikliyor
Kurumsal
Akneyi (Acne Vulgaris) Modern Beslenme Tarzı Tetikliyor
Akneyi (Acne Vulgaris) Modern Beslenme Tarzı Tetikliyor

Akne günümüzde çok yaygın rastlanan kronik bir cilt hastalığı olduğundan, özellikle ergenlikte insan hayatının normal bir parçası sayılmaktadır. Endüstrileşmiş modern toplumlarda insanların büyük çoğunluğu yaşamının bir döneminde akne şikayetiyle doktora gitmekte veya çeşitli tedavilere başvurmaktadır. Bunların bir bölümü sadece ergenlik döneminde görülürken bir bölümünü de uzun süre devam etmekte, oluşan kistler yaşam boyu süren derin izler bırakmaktadır. Sonuç olarak kişilerin görünümü bozulmakta, yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmektedir.

Bugün acne vulgaris tablosuna neden olan sürecin kökeninde yatan bilmecenin parçalarını bir araya getirmeye başladık. Yarım yüzyıl kadar önce beslenme ve akne arasındaki ilişkiyi araştıran iki küçük çalışma dermatoloji alanında büyük yankı uyandırmıştı. Zira bu araştırmalar belirli “modern gıdaların” tüketimi ile akne gelişmesi arasında bir bağlantı olmadığı sonucuna varmıştı. Aradan geçen zaman içerisinde bu bilgi yaygın bir kanı olarak dermatologların ve başka doktorların zihnine kazındı.
Nitekim günümüzde bile akneyle ilgilenen doktorların tümü olmasa bile birçoğu genel olarak beslenmenin ciltte sebum üretimi, aknejenik cilt bakterisi Propionibacterium acnes’in çoğalması veya akne lezyonlarının gelişmesi üzerinde her hangi bir etkisinin olmadığı kanısına sahiptir. Bu, aslında çok kaygı verici bir durum, çünkü güncel araştırmalar beslenme tarzı ile akne arasında aslında bir ilişki olduğunu bize gösteriyor. Üstelik bu ilişki kimilerinin düşündüğü gibi zayıf bir ilişki olmaktan öte oldukça güçlü bir ilişki olabilir.

Gerçek şu ki çok sayıda yeni araştırmanın sonuçları acne vulgaris’in beslenmeyle ilişkili bir medeniyet hastalığı olduğunu doğrulamaktadır. Beslenme kökenli bu medeniyet hastalığının diyet - genom uyumsuzlukları kadar mikrobiyom – genom uyumsuzluklarının bir sonucu olarak geliştiği söylenebilir. Bu görüşü doğrulayan bulgular arasında; geleneksel beslenme tarzını sürdüren insan topluluklarında aknenin çok seyrek olması, batılılaşmanın artışına paralel biçimde akne sıklığının artması, disbiyozis ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının cilt sağlığını olumsuz etkilemesi, probiyotiklerin ve beslenme tarzında yapılan değişikliklerin acne vulgaris tedavisinde faydalı olması sayılabilir.

Acne vulgaris insan sebase folikülününün epidemik enflamatuar hastalığı olup Batı toplumlarında ve Batılı yaşam/beslenme tarzını benimseyen toplumlarında adolesanların %85 kadarını etkileyen en yaygın cilt hastalığıdır. Acne vulgaris gelişmekte olan ülkelere nazaran gelişmiş ülkelerde daha yüksek bir görülme sıklığına sahiptir. Halen paleolitik beslenme koşullarında (hiperglisemik karbonhidratlar, süt ve süt ürünlerinin kısıtlı tüketildiği) yaşayan batılılaşmamış topluluklarda akneye neredeyse rastlanmaz. 
Adolesan aknesinin (ergenlik sivilcesi) yüksek prevalans oranları genetik faktörlerle açıklanabilen bir olgu değildir ama metabolizmanın ana belirleyicisi olan beslenme ve büyüme faktörüne duyarlı mTORC1 kinazın aşırı uyarıldığı  Batı tarzı beslenmenin akne üzerindeki etkisini açıklamaktadır. Aknesi olmayan kontrol grubuyla karşılaştırıldığında akne hastalarının lezyonlu cildinde ve sebase bezlerinde mTORC1 aktivitesinin arttığı saptanmıştır. Artmış mTORC1 sinyali; insülin direnci, obezite, tip 2 diabetes mellitus, kanser ve nörodejeneratif hastalıkların karakteristik bir özelliğidir. Acne vulgaris mTORC1’in etkili olduğu medeniyet hastalıkları ailesinin bir üyesi olup sebase foliküllerinin metabolik sendromunu temsil etmektedir.  Modern Batı dünyasına özgü gıdalar özellikle süt, süt ürünleri ve işlenmiş şekerli gıda maddeleri aknejeniktir; bu enflamatuar gıdalar insülin üretimini ve mTORC1 sinyalini etkileyerek acne vulgaris gelişmesine sebep olmaktadır.

Mikrobiyomu unutmayalım…

Akne epidemisinin ardındaki birincil faktörler arasında, günümüzde sağlıksız beslenmenin, antibiyotiklerdeki katkı maddelerinin, kimyasal ürünlerin kullanımının sonucu olarak mikrobiyomdaki yaygın bozulmanın bulunduğu unutulmamalıdır. Bağırsak disbiyozu; bağışıklık sistemi bozukluğuna, bağırsak geçirgenliğinin artışına ve enflamasyona neden olur. Bu altyapının, cildin mikrobiyota bileşimi dahil cilt sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Disbiyozun acne vulgaris gelişimi üzerindeki etkilerini gösteren bilimsel araştırmalar bu görüşü desteklemektedir.

Sağlıksız bir beslenme tarzı varsa sağlıklı mikrobiyotanın varlığı imkansızdır; o nedenle, mikrobiyom – akne bağlantısında beslenme tarzı kritik bir öneme sahiptir. Kuşkusuz sağlıksız beslenmenin yanı sıra mikrobiyomun bileşimini negatif etkileyen başka faktörler de mevcuttur. Ancak bilim akne patogenezinde rol oynayan birçok sürecin beslenmeden etkilendiğini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde göstermektedir. Yeni çalışmaların bazıları glisemik yükü düşük diyetlerin acne vulgaris tedavisinde yararlı olduklarını işaret ediyor. Bir adım daha ileri giderek sadece düşük glisemik yüklü diyetlerin değil, bütün hazır gıdalar gibi neolitik besin türlerini dışlayan paleo(litik) beslenme tarzının akne tedavisinde daha etkili olması beklenebilir.
Ancak diyet müdahalesinin tek başına aknenin tam olarak tedavisinde yeterli olmadığı belirtilmelidir. Bazı akneli hastalarda cilt problemlerinin  beslenme tarzının değiştirilmesine her zaman yanıt vermediği bilinmektedir. Bu şaşırtıcı değildir zira sağlıklı beslenmenin her derde deva olarak görülmemelidir. Beslenme tarzının değiştirilmesi, hasarlı bir mikrobiyota yapısını düzeltmek için gerekli olan ama her zaman yeterli olmayan bir müdaheledir. Ayrıca beslenme tarzının değiştirilmesi, akne riskini artıran genetik varyasyonların etkilerini sıfırlamayacaktır.

Taş Devrinde yaşayan atalarımızın doğal koşullarına benzeyen geleneksel beslenme tarzına sahip insan topluluklarında aknenin neredeyse hiç görülmemesi, akne oluşumunda genlerden ziyade çevresel faktörlerin sorumlu olduğu gerçeğine işaret etmektedir. Bu da genetik yapının akneye yatkınlık ve akne gelişmesi bağlamında belirleyici olmadığı anlamına gelmektedir. Genetik olarak akne gelişmesine yatkın olan bir çocuk, yaşamının erken yıllarında aknejenik bakteri ve gıda karmasına maruz kalırsa ergenlik dönemine girdiğinde sağlıklı besinler tüketse de akne oluşması mümkün olabilir.

Beslenme ve aknenin arasında bağlantı olduğundan kuşku yoktur: Özellikle son yüz yılda insan beslenmesine giren gıdaların birçoğu cilt sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerden sorumludur. Süt, süt ürünleri, çikolata, şeker, rafine karbonhidrat ve trans yağ içeren işlenmiş gıdalar özellikle mercek altına alınmalıdır. Akne tedavisinde mikrobiyomun düzeltilmesi ve beslenme tarzının önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23886975
https://www.fxmedicine.com.au/content/gut-skin-connection
http://practicaldermatology.com/pdfs/pd0914_CF_Diet.pdf
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352647515000155

Yüksek Standartlarda Kalite Akreditasyonu
Synevo Laboratuvarları Merkezleri TS EN ISO 15189 Tıbbi Laboratuvar Kalite ve Yeterlilik Sertifikalarına sahiptir.
10 Avrupa
Ülkesi
90 Laboratuvar
Merkezi
5.500 Uzman Personel
120 Milyon Toplam Yıllık Test
E-Posta Bülteni

E-Bültenimize üye olarak, gelişmelerden, kampanyalardan ve bizden haberdar olabilirsiniz.

Kişisel Verilerin KullanımıGizlilik Politikası
Sizi Dinliyoruz...

Kaptanpaşa Mah. Piyalepaşa Bulvarı, Ortadoğu Plaza No:73 K:4 PK.34384 Okmeydanı, Şişli / İstanbul0850 4 20 20 20

Takip Edin

© 2015 Synevo Laboratuvarları | Tüm Hakları Saklıdır.
İstanbul Laboratuvarları Ticaret A.Ş.
Sitemizde yer alan konular bilgilendirme amaçlıdır. Doktor tavsiyesi veya tedavi yerine geçmez.