1. Üretrit

Üretra inflamasyonu (üretrit) mukoid ya da pürülan akıntı ve idrar yaparken yanma gibi belirtilere neden olmakla birlikte sıklıkla asemptomatik seyretmektedir. Erkeklerde üretral akıntının en sık nedenlerinden biri N. gonorrhoeae olup, sebep olduğu tablo gonokoksik üretrit olarak isimlendirilmektedir. N.gonorhoeae dışında üretrit yapan diğer etkenler (C. trachomatis (%15-40), U. urealyticum (%10-40), M. genitalium (%15-25) ve daha nadir olarak T. vaginalis (%2-5), HSV ) nongonokoksik üretritler olarak tanımlanmaktadır.
Akıntıyla seyreden gonokoksik üretritlerde, intraüretral bölgeden alınan örneğin, gram boyalı preparatının incelenmesi güvenilirliği yüksek bir tanı yöntemidir. Mikroskopik incelemede yoğun lökosit ve tipik olarak hücre içi yerleşim gösteren gram negatif diplokoklar (GND)’ın görülmesi erkek hastalar için tanı koydurucudur. Altın standart olan kültür testleri mikroorganizmanın izole edilerek duyarlılık testinin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Üretrite neden olan gonokok dışı ajanların kültür çalışmaları zordur. Bu nedenle yine intraüretral bölgeden alınan örneğin, Gram boyalı preparatının incelenmesinde lökosit görülmesi ve GND görülmemesi başta C. trachomatis olmak üzere gonokok dışı etkenleri düşündürmelidir. Klamidya infeksiyonlarının tanısında direkt floresan antikor (DFA) ve EIA yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır.
Klasik tanı yöntemlerine ilaveten gerek gonokok gerekse klamidya infeksiyonlarında nükleik asit hibridizasyon ve amplifikasyon [polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testleri hem daha duyarlı ve özgül olmaları dolayısıyla hem de hızlı tanıya olanak sağladığından rutin tanı testi olarak kullanılmaktadır.
2. Servisit
Kadınlarda üretrit yerine daha çok serviks infeksiyonu (servisit) ile karşılaşılmaktadır. Servisit durumunda vajinal akıntı ya da cinsel ilişki sonrası anormal vajinal kanama görülebilmektedir. Bununla birlikte vakaların büyük çoğunluğu asemptomatik seyretmektedir.
Servikal sürüntü örneğinin Gram boyalı incelemesinde PNL artışı inflamasyonu işaret etmektedir. Mukopürülan servisit yapan iki önemli etken N. gonorrhoeae ve C. trachomatis’tir. Her ikisinin meydana getirdiği klinik tabloyu semptom ve bulgularla ayırt etmek mümkün değildir. Gonokoksik servisit tanısında mikroskobik olarak GND varlığı %50-75 oranında duyarlılığa sahiptir, kültür ile duyarlılık %90’a ulaşmaktadır. Servisitlerin kesin tanısında üretrit tanısında kullanılan testler kullanılır.
3. Vajinal infeksiyonlar
Kadınlarda alt genital sistemde farklı lokalizasyonlarda meydana gelen infeksiyonlar birbirine benzer semptom ve bulgular göstermektedir. Dizüri, vajinal akıntı, vulvada irritasyon hissi en sık rastlanan semptomlardır. Vajinal infeksiyonlar vulvovajinal mantar infeksiyonları, bakteriyel vajinozis ve T. vaginalis enfestasyonu olarak incelenir. Antibiyotik tedavisi, diabetes mellitus, immünyetmezlik durumları maya infeksiyonlarına zemin hazırlayıcı faktörlerdir. Bakteriyel vajinozis, normal vajen florasında bulunan Gardnerella vaginalis, Mobiluncus türleri, Mycoplasma hominis ve çeşitli anaerop bakterilerin artarak laktobasillerin yerini almasıyla meydana gelen bir tablodur. Bakteriyel vajinozisin cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu kesin olmasa da cinsel aktiviteyle ilişkili olduğu ve PİH’in yanı sıra doğumla ilgili komplikasyonlar için önemli bir risk faktörü oluşturduğu bilinmektedir. Vajinal akıntının pH’sının ölçülmesi, kokunun değerlendirilmesi ve mikroskobik inceleme yapılması hızlı ve kesin tanıya götürecek basamaklardır. Kültür, T. vaginalis infeksiyonunun tanısında duyarlılığı yüksek bir yöntemdir ancak kültür sistemlerinin zor olması ve geç sonuçlanması nedeniyle sadece araştırma amaçlı kullanılmaktadır. Direkt mikroskopik incelemede Trichomonas trofozoitleri görülmesi özgül tanı sağlar.

4. Pelvik inflamatuvar hastalık (PİH)
Vajen ve endoserviksteki mikroorganizmaların, gebelik veya cerrahi girişimle ilgili olmaksızın endometriyum, tuba uterina ve/veya komşu yapılara asendan olarak ilerlemesiyle gelişen akut bir sendromdur. Etyolojisinde başta N. gonorrhoeae ve C. trachomatis olmak üzere cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar sorumlu tutulmaktadır.
Bu etkenlerle infekte olmuş ve tedavi edilmemiş olguların %10-40 kadarı PİH ile sonuçlanmaktadır. Bunun yanı sıra normal vajen florasında bulunan anaeroplar, G. vaginalis, gram negatif enterik basiller, Streptococcus agalactiae, M. hominis ve U. urealyticum da diğer etkenler arasındadır.
Çok eşlilik ve sık cinsel ilişki PİH gelişiminde rol oynayan faktörlerdir. Doğum kontrol yöntemlerinin mekanik ve kimyasal etki ile PIH gelişme riskini azalttığı bilinmektedir. Öte yandan günümüzde, RİA(Rahim içi araç) ve PİH gelişimi arasında eskiden düşünüldüğü kadar kuvvetli bir ilişki olmadığı saptanmıştır.
Semptom ve bulguların farklılık göstermesi nedeniyle tanıda zorluklar yaşanmaktadır. Tanı çoğunlukla klinik bulgulara göre yapılmaktadır. Bu nedenle semptomların hafif seyrettiği vakalarda tanı ve tedavi geciktiği için komplikasyonlar daha sık görülmektedir. En sık görülen bulgular karın alt kadranında ve adnekslerde hassasiyet, ateş, anormal servikal ya da vajinal akıntıdır. Eritrosit sedimentasyon hızında ve C-reaktif protein seviyesinde artış, N. gonorrhoeae veya C. trachomatis infeksiyonu bulgularının gösterilmesi önemlidir. Ultrasonografi ve laparoskopi tanıda yardımcı olabilir.