Modern tıbbın babası sayılan Hipokrat 2000 yıl kadar önce “bütün hastalıklar bağırsakta başlar” demişti. Onun ne kadar doğru düşündüğünü, bugün yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor. Birbiriyle alakasız görünen pekçok hastalığın altında bağırsak mikrobiyomuyla ilgili sorunların olabileceği her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Başka bir deyişle, bağırsaklarımızın sağlık durumu bütün vücut sistemlerini etkilemekte. Bağırsakların güçsüzleşmesi veya hasar görmesi kronik hastalıklara, obeziteye ve yaşlanmaya zemin hazırlar.
İçimizde yaşayan bu mikroplar topluluğu, vücut işlevlerinin sürdürülmesi ve sağlıklı kalmamızda tartışılmaz bir öneme sahip. Mikrobiyota gıdaların sindirimi, bağışıklık sisteminin desteklenmesi, bazı vitaminlerin üretimi, bağırsak sağlığı, inflamasyonun önlenmesi, ideal vücut ağırlığının korunması, beyin faaliyetleri gibi çok farklı vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli roller üstleniyor. Onlar vücudumuzun ayrılmaz bir parçası. Son yıllarda hızla artan çalışmalar mikrobiyota ile ilgili sorunların aşağıdaki hastalıklarda rol oynayabileceğine dair ipuçları veriyor:
- Astım
- Otizm
- Kanser
- Çölyak hastalığı
- Kolit
- Diyabet
- Egzama, akne, rozase, ürtiker gibi deri rahatsızlıkları
- Kalp hastalığı
- Obezite ve Kilo Artışı
- Hassas Bağırsak Sendromu (IBS)
- Gıda allerjileri/duyarlılığı
- Sık soğukalgınlığı, sinüzit, bronşit
- Düşük enerji
- Kronik yorgunluk
- Beyin hastalıkları (Alzheimer, otizm, multipl skleroz, Parkinson, migren, depresyon, anksiyete, düşünce bulanıklığı)
- Otoimmün hastalıklar – bağırsak duvarının sistemik inflamasyonuyla tetiklenebilir (Hashimoto tiroiditi, romatoid artrit, lupus, psöriyazis)
- Kandida çoğalması
İnsan mikrobiyomunun beslenme, bağışıklık, davranış ve kronik hastalıklar olmak üzere sağlığımızla ilgili dört alan üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmekte. Şimdi bunlara biraz daha yakından bakalım.
Beslenme
İnsanoğlu yaşadığı gezegende bakterilerle birlikte evrimleşmiştir. Bu ortak evrimin bir sonucu olarak pek çok işlevi insan vücudu tek başına yerine getiremez. Bu işlevlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için vücudumuz mikrobiyotadaki bakterilere bağımlıdır. Yani insanın hayatta kalması için hava, su ve gıda gibi mikroorganizmalara da ihtiyacı vardır. Bağırsak mikrobiyotasının temel görevlerinden biri de yediklerimizin sindirilmesini ve besin öğelerinin metabolize edilmesini sağlamasıdır. Bağırsak bakterileri et ve sebzelerdeki kompleks moleküllerin parçalanmasına yardımcı olur. Mikrobiyota bakterileri bizim yediklerimizden beslenirler. O nedenle bu bakterilerin hayatta kalması ve çoğalması için uygun besinleri (prebiyotikler) tüketmemiz sağlığımız için önemlidir.
İçimizde yaşayan trilyonlarca bakteri olmazsa tükettiğimiz besinlerin sindirimi mümkün olmayacaktır. Nitekim bu bakteri topluluğunun dengesi bozulduğunda önemli sindirim sorunları baş gösterir. Mikrobiyotanın yine beslenmeyle ilgili bir görevi de bağırsak duvarının hücrelerinin sağlığını korumaktır. Bağırsak bakterilerinin açlık ve tokluk hissini metabolik aktiviteleriyle etkilemeleri mümkündür. Mikrobiyotanın çeşitliliği beslenme tarzımızın çeşitliliği ile ilişkilidir. Besin kaynaklarımız ve gıdalarımız ne kadar çeşitli ise bağırsak bakteriler o ölçüde çeşitlilik kazanır.
Öte yandan obezite sorunu olan ve kilo vermekte zorlanan kişilerde bu durumla bağırsak mikrobiyotası arasında bir ilişki olabileceği düşünülmektedir. Bazı araştırmalar bakteriyel dengesizliklerde özellikle Firmicutes bakterilerinin yüksek miktarda bulunduğu kişilerde kilo artışı olduğu göstermektedir. Probiyotik destek alan metabolik sendromlu kişilerde trigliserit düzeylerinde ve kalp hastalığıyla ilgili diğer risk faktörlerinde azalma olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur.
Bağışıklık (immün sistem)
Bağırsakların hücre duvarı çok ince olup hemen öte yanında immün sistem hücreleri bulunmaktadır. Bağışıklık sistemimizin % 75-80 kadarı bağırsaklardadır! Bağışıklıkla ilgili birçok otoimmün hastalığın gizli gastrointestinal problemlerle ilişkili olabileceğine şaşırmamak gerekir. Mikrobiyom dengesi bozulduğunda bağışıklık sistemi zorlanmaya başlar. Sık soğukalgınlığı, allerjiler, eklem ağrıları, akne ve daha ciddi birçok bozukluk aslında bağışıklık sistemi üzerinden, mikrobiyom dengesindeki bozulmayla ilgili olabilir. Doğumdan itibaren vücudumuza yerleşen mikroorganizmalar olmasaydı adaptif immünitemiz olmazdı. Adaptif immünite bağışıklık sisteminin mikroplarla ilk karşılaşmada onlara nasıl yanıt verileceğini öğrenen bölümü. Böylece hastalık etkeni organizmalara karşı daha hızlı bir savunma kurmak mümkün olmakta.
Beyin ve Davranış
Nörobilim araştırmacıları beyin ve bağırsak mikrobiyotası arasında yakın bir ilişki olduğunu düşünüyorlar. Mikrobiyota beyin işlevlerini etkiliyor. O nedenle bağırsaklara “ikinci beyin” deniyor. Bağırsak mikrobiyotası ile depresyon ve otistik spektrum bozukluğu (ASD) gibi sinir sistemi rahatsızlıkları arasında bağlantılar olduğu gözlemlenmiştir. Sözgelimi duygusal iyilik hali, özgüven ve dinlendirici bir uykuyu teşvik eden serotonin adlı nörokimyasalın % 70’i bağırsaklarda üretiliyor. Mikrobiyomunuz iyi durumda ise serotonin ve başka birçok nörokimyasal maddenin düzeylerinin de normal olma şansı daha fazladır. Nörokimyasal denge bizim için daha sakin, dengeli, iyimser, özgüven sahibi olmak ve daha iyi uyumak anlamına gelir. Ama mikrobiyom dengeniz bozulmuşsa bağırsaklarda serotonin gibi nörokimyasal seviyeleri düşer. Siz de depresyon, kaygı, kendinden kuşku duyma ve uyku sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Bu sorunları biz her ne kadar “beyin problemleri” olarak sınıflasak da onları etkileyen biyokimyasal maddeler bağırsaklarda beyindekinden daha yoğundur. Depresyon gibi sık karşılaşılan rahatsızlıklar ve belki daha birçok beyin hastalığı aslında birer “bağırsak sorunu” olabilir.
Mikrobiyota davranışlarımızı ve duygu durumumuzu etkileme kapasitesine sahip olabilir. Bağırsaktan giden sinirler aracılığıyla gönderilen nöral sinyallerle, duyu reseptörlerini değiştirerek, kendimizi kötü hissetmemize neden olan toksinler üreterek veya kendimizi iyi hissetmemize neden olan kimyasal ödül molekülleri serbestleştirerek beynimizi etkilemeleri mümkündür. Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizma topluluğunun düşüncelerimiz, duygularımız ve mizacımız üzerinde büyük bir etkisi olduğundan bazı araştırmacılar bunlara “zihnimizi etkileyen mikro-organizmalar” adını vermektedir.
Bağırsak – beyin ekseni veya bağırsaklarımızla beyin arasındaki bağlantı son zamanlarda araştırmacıların yoğun olarak ilgilendirleri bir çalışma alanıdır. Sözgelimi kaygı durumu (anksiyete) ve depresyon ile Lactobacillus helveticus ve Bifidobacterium longum suşlarının düşük seviyede olması arasında bir ilişki olduğu bulunmuştur. Laboratuvar sonuçlarında maya mantarı veya aşırı bakteri çoğalması bulunan hastalarda anksiyete, depresyon ve düşünce bulanıklığı gibi beyin sorunlarına sıklıkla rastlanması da bu bağırsak beyin bağlantısını destekleyen bir bulgudur. Kısacası beynimizin sağlıklı olması için bağırsaklarımızın sağlıklı olması gerekmektedir.
Kronik Hastalıklar
Bağırsak mikrobiyotasindaki çeşitliliğin azalması inflamatuvar bağırsak hastalığı, obezite ve tip 2 diyabet ile bağlantılı olduğuna ilişkin çalışmalar vardır. Yine bu bakterilerin türlerinde değişiklik olması ile metabolik sendrom arasında bağlantı olabilir. Beslenme tarzı değişiklikleri, prebiyotikler, probiyotikler gibi besin desteklerinin bu hastalıklarla ilgili risk faktörlerini etkileyebildiği gösterilmiştir.